Bektaşi Fıkraları
ALLAH'IN KEMALİ
Bir mecliste Kuranı Kerim'den söz açılmıştı .Kuran'ın
eşsizliğinden ve olağanüstü bir eser olduğundan bahsedilirken,
odanın bir köşesinde kendi halinde çubuğunu içmekte olan bir
Bektaşi söze karışarak :
-Evet, Allah'ın kelamı cidden eşsizdir. Ama, yazısı biraz
karışıktır!,...der.
Dinleyenlerden biri hayret ve biraz da hiddetle sorar :
-Karışık mıdır, nereden biliyorsun?
Bektaşi acınacak bir tavırla cevap verir :
-Alnımın yazısından!
Bilmem ki ne desem?
Bayramlaşmaya gelen Bektaşi'nin eline bir şeker tutuşturarak
onu başından savmaya çalışan konak sahibi, şeker de bedavaya
gitmesin diye Bektaşi'ye sorar:
– "Erenler gece bir rüya gördüm yorumlar mısın?"
– "Anlat bakalım." Adam anlatmaya başlar:
– "Geniş bir düzlükteyim. Harman yeri mi desem, bayram yeri mi?
Düzlüğün ortasında bir bina. Han mı desem, hamam mı? Bilmem ki
ne desem? Bahçesinde geniş bir su. Havuz mu desem, deniz mi
desem. Yarabbim ne desem? Başımın üstünde bir kuş sürüsü.
Turna mı desem, karga mı desem?"
Bahşiş alamayan Bektaşi'nin tepesi atar:
– "Anlaşıldı, anlaşıldı. Senin başın belaya girecek ama, akşam mı
desem, sabah mı desem? Bugün mü desem, yarın mı desem? Bir
meteliğe kıyamayan teres, bilmem ki daha ne desem?"
BİTSİN BU DAVA
Bektaşi'nin birine konuk gelecekmiş. Bektasi konuğu nasıl
ağırlar... Elde yok, ayakta yok.. Mahçup olmak da istemiyor...
Komşusu Yahudi'nin bir sürü keçisi varmış...Onlardan birini
çaktırmadan alıp kesiyor... Ama çaktırmadığını sanan kendisi...
Yahudi, ağacın arkasından gözlermiş durumu... Diyor ki kendi
kendine, "Kadıya gitsem.. Kadı Müslüman, o Müslüman, ben
Yahudi… Davayı kazanamam. Hadi kazandım, Bektaşi'nin nesi var
ki, ondan alıp bana versin... Biz artık Allah'ın huzurunda
hesaplaşırız...
Yıllar geçiyor. Yahudi, Allah'ın huzurunda davacı oluyor,
Bektaşi'den... Mahkeme kuruluyor..
Allah :
-Sen Yahudi kulumun keçisini kesmişsin, diyor Bektaşi'ye...
-Kesmedim, diyor Bektaşi...
-Ben gözlerimle gördum diyor, Yahudi..
-Allahım, diyor Bektaşi... Bir mahkemede bir adam hem şahit,
hem davacı olamaz.
-Haklısın ama, diyor, Allah Ben her şeyi görürüm. Ben de
gördüm, kestiğini...
-Allahım, diyor Bektaşi...Aynı mahkemede, hem şahit, hem
hakim olunmaz...
-Gene haklısın, diyor Allah... O zaman getirin keçiyi ona
soralım...
-Ne!... diyor Bektaşi... Keçi burada mı?...Ver onu o zaman
bu Yahudi'ye...Bitsin bu dava..
Büyük işler
Bektaşinin ticarete atılacağı bir dönemde 1 milyara
ihtiyacı vardır. Camiye gider ve başlar dua etmeye:
- "Allahım bana 1 milyar ticarete atılacağım..."
- "Allahım bana 1 milyar ticaret yapacağım..."
Hemen yanındaki dilenci:
- "Allahım bana 1 milyon ekmek parası..."
Bunu duyan Bektaşi hemen çıkarır 1 milyonu verir ve:
- "Şimdi defol git, gözüme gözükme, böyle ufak işlerle
Allah`ı meşgul etme... Kör müsün burada büyük işlerle
uğraşıyoruz..."
CAN
Yazar: Mehmet Metin ELOĞLU
II.Mahmut'un bir türlü kanı ısınmamış Bektaşi'liğe;
Yumsun-kırpsın, gözüne ilişmesin hiçbiri...
O gün de bastırır bir tekkeyi apansızın,
İçerdekiler çil yavrusu, tümü,birer deliğe...
O karğaşalıkta kalakalır yaşlı bir Bektaşi;
Dikilir karşısına pâdişah, sorar şakasız;
~~Baba,canlar nerede? De bakalım...
~~Seni görende can mı kalır, a sultanım!
Dilenci olmazdın
Dilencinin biri, Bektaşi'ye:
"Bir sadaka ver sana dua edeyim."
Bektaşi on para verdikten sonra dilenciye dönerek:
– "Duanı istemem."
Dilenci sorar:
– "Neden?"
– "Eğer duan kabul olsaydı, sen dilenci olmazdın!"
DİLEK
"Ramazanda, derler, bütün dilekler olur!"
Bunu duyan bektaşi; camide alır soluğu.
Borçlarını düşünür, bir türlü veremediği.
Namazdan sonra yakarı başlayınca:
"Ulu tanrım, der, evine ilk geliyorum;
Ne yandadır değirmenin oluğu?
Her gün beş kez rahatsız etmem bunlar gibi.
Ödeyim borcumu yeterince para gönder de,
Söz: çalmam kapını, bir daha gelmem evine!"
DÜNYAYA GÖMLEK YIKAMAYA MI GELDİK?
Şeker bayramında herkes yeni ve temiz elbiselerini giyip,
birbirleriyle bayramlaştıkları gün, bir fakir Bektaşi
dedesi, üstü başı pis halde Beyazid Cami'nin önünden
geçerken, bembeyaz sarığı, tertemiz cübbe ve latası ile
bir hoca karşısına çıkıp :
-Be adam, mübarek bayram günü bu pis gömlekle dolaşılır mı?
Gömleğini yıka! deyince Bektaşi aldırmayarak :
-Be hocam, yıkayayım ama kirlenir, demiş.
Hoca : -Yine yıka, demiş.
Bektaşi : -Yine de kirlenir, diye diretmiş.
Hoca inatla : -Yine yıka, deyince Bektaşi'nin tepesi atmış
ve şu cevabı vermiş :
-Behey imanım.Biz bu dünyaya gömlek yıkamaya mı geldik? demiş.
EŞEK ŞAKASI
Bektaşinin biri:"Her ne olursa Tanrıdan"
Diye kesip atar,avuturmuş kendini.
Onun bu ilkesini bilip duyan
Bir külhani, Bektaşinin tam ense köküne
Zorlu bir sille aşketmiş.
Bektaşi dönüp bakmış kıvılcımlı gözlerle,
Külhani:"Baba ne bakıyorsun? Tanrıdan!" demiş.
"Anladık be imanım, Tanrıdan ya,
Hangi pezevenk eliyle yaptırdı diye
ona bakıyorum merak ettim de!"
Farzı da bırak
Koyu sofu bir adamcağızla Bektaşi, bir başka kenti
gitmek üzere bir kervana katıldılar. Sofu, ikindi üzeri
namaz kılacağını söyledi. Bektaşi:
- "Geç kalırsan kervanı kaçırırsın; onun için sünneti
bırak da yalnız farzı kılıver", diye öğüt verdi.
Bektaşi'nin sözüne uydu adam. O gece bir yerde konakladılar.
Ertesi sabah sofu, Bektaşi'ye sitem etti:
- "Dün bana sünneti kıldırmadın, gece rüyama Peygamber
Efendimiz girdi.
" Bektaşi adamın sözünü ağzına tıkadı:
- "Daha ne istiyorsun! Farzı da bırak rüyana bu kez Tanrı girsin!"
Haram
Bektaşinin birini ramazanda içki içtiği için yakapaca
kadıya götürürler. Çakırkeyif Bektaşi'yi görür görmez
kadı : -Behey kafir!Bu yaşta hala içiyorsun bu zıkkımı.
Utanmıyor musun? Bilmiyor musun haram olduğunu?, der.
-Sırtınızdaki ipek kaftan da haramdır, diye karşılık
verir Bektaşi.
Kadı : -Bunun içine pamuk katarlar.
Bektaşi : -Dünyada doğru adam mı kaldı, şaraba da yarı
yarıya su katıyorlar...
Güzel için oruç bozulurmu ?
Bektaşiye bir gün sormuşlar...
Gelse bir dilberi ahu
Olsa savmı ramazan
Dilber-i ahumu efdaldir ,
yoksa savmı ramazan mı?
Bektaşi cevap verir:
Fırsatı fevketme zinhar...
Sür sefasın dilberin
Olur kazası savmın
Olmaz kazası dilberin....
Kafir
Neyzen Tevfik sivri dilliliği ve içmesiyle bilinen bir sofuymuş.
Yine herzamanki mekanında arkadaşlarıyla içiyormuş Oradan
geçmekte olan katı dindar bir başka sofu arkadaşı Neyzen'i
görmüş.Söylene söylene yanına gelmiş ve şöyle demiş:
-Ah Neyzen! iyi adamsın hoş adamsında, birde şu kafiri içmesen
Neyzen sofuya bıyık altından gülerek:
-Sen hiç merak etme aziz dostum. Ben bu kafiri önce ehli
müslim yapıyorum, sonra içiyorum
KENDİNDE OLMAYANI
Bektaşi, camide namazdan sonra dua etmiş :
-Ey ulu Tanrım, bana bir rakı parası ver!
Yanında namazını bitiren softa da, ellerini kaldırmış :
-Rabbim, bana iman ver!
İki duayı da işiten hoca, Bektaşiye :
-Bak, herkes ne isitiyor Tanrı'dan, sen rakı parası. Utanmıyor
musun?, demiş
. Bektaşi usulca :
-Ne yapalım hoca efendi, herkes kendisinde olmayanı ister,
demiş.
NE DÜŞÜNÜYORMUŞ?
Bir Bektaşi, merkebine odun yükleyip şehre gelirken
karşıdan tüccar kılıklı iki adam peyda olarak :
-Şu zındıkla alay edelim, diye Bektaşiye yanaşıp
selam verince Bektaşi de durur, merkebi de.
Tüccarlar işaretle :
-Bu eşeğin ne düşünüyor?
-Odun tasımaktan yorgun düştü de, artık kasabada
ticaret etmeyi düsünüyor!
Ne sıklıkta
Erenlerden birine sormuslar
-'ne sıklıkla oruç tutarsın?'
-'ooo' demiş 'her sene kesin oruç tutarım'
-'peki ne sıklıkla namaz kılarsın?'
-'ooo' demiş 'çok sık. her hafta namaz kılarım'
-'peki' demişler ne sıklıkla alkol alırsın?'
-'ehh' demiş 'cok nadiren. akşamdaan akşama!'
Öküz
Bektasiye sormuslar.
- Dünya öküzün boynuzlarinin üstünde duruyormus ne
diyorsun bu ise!
Valla demis onu bilmem ama buna inanan Öküzlerin
oldugunu biliyorum demis
Peşin Namaz
Bektaşi ile bir hoca birlikte yola çıkmışlar, bir süre sonra
hoca :
-Namaz saati! demiş, başlamış kılmaya...
Rekat üstüne rekat, selam üstüne selam... Bektaşinin
beklemekten canı sıkılmış, hoca namazı bitirince sormuş :
-Yahu bu ne uzun namaz böyle?
-Kazaya kalmış namazlarım vardı, onları eda eyledim!
Bektaşi :
-Eh ben de bir namaz kılayım! demiş ve başlamış namaza...
Ama ne namaz, bitmiyor, sonunda hoca dayanamamış :
-Erenler, senin namaz da uzun sürdü!
-Önümüzdeki haftanın namazını kıldım!
Hoca şaşırmış :
-Yahu olur mu böyle şey?
Bektaşi gülmüş :
-Yukarıdaki senin veresiyeni kabul ediyor da, benim peşinimi
niye kabul etmesin?
Ramazan
Bayramın yaklaştığı günlerden birinde, iftar sırasında,
misafirlerden biri:
"Keşke Ramazan senede iki gelse..." der.
Aynı sofrada misafir bulunan Bektaşi ise hemen şu cevabı verir:
"Madem bu kadar seversiniz, Ramazan gider gitmez neden
Bayram edersiniz..."
Sen ne işe yaradın
Bektaşi ile hacı osmanlı zamanında ramazanda içki içerken
yakalanırlar. Kadı yaptıklarının cezasının ne olduğunu bilip
bilmediklerini sorar bunlara. Hacı af diler şeytana uyduk kadı
efendi der ve hacı ya idam cezası verir. Bektaşiye sıra gelir ve
derki ben Kadı efendi ben gayri-müslümün bana oruç farz değil der.
Kadı Bektaşiyi serbest bırakır. Bektaşi kadıya sorar kadı efendi
ben de şeadet getirsem müslüman olsam arkadaşımı da bağışlar
mısın?
Kadı efendi düşünür gavuru müslüman yapmanın ona sağlaya-
cağı sevabı hesap eder ve hacıyıda affeder. Kadının huzurundan
ayrıldıktan sonra hoca şaşırararak bekaşiye sorar;
- Sen ne biçim adamsın be bir dinli oluyon bir dinsiz, sende
iman yokmu bire münafık deyip azarlar. Bektaşimizde gavur
oldum kendimi, müslüman oldum seni kurtardım. Peki sen ne işe
yaradın?
Suç sende değil
Bektaşiler gene bir akşam iciyorlarmis. Havada sıcakmı sıcak
yazın en sıcak ayı. Ekinlerin suya ihtiyaci var. İçerlerken arkadan
birisi seslenmiş:
- Hocam ne olacak bizim tarlalarımızın hali? bizim için yağmur
duasına çıksanda bize bereket yağdırsan''. demiş. Bektaşi ''tamam
yarın içmeyelimde yağmur duasına çıkalım''demiş. sabahleyin
erkenden bektaşi önde cemaati arkada giderken tarlaların yanına
gelmişler. Bektaşi baslamış dua etmeye. Tam duanın ortasında
''Allah'im bu tarla benim ''demiş duaya devam etmiş.
Neyse duayı bitirdikten sonra herkes evlerine dağılmış.
Bektaşininde arsası tam yolun yanındaymış yani çok kıymetliymiş.
Bektaşide evine dönmüş. Akşam bir yağmur baslamış, ortalığı sel
götüruyor durdurak bilmiyor. Bektaşinin arsasını sel almış götürmüş.
Sabahleyin bektaşi yağmurun sevinciyle koşa koşa geliyor birde
bakıyorki arsa yok!!! Bektaşi çok sinirlenmiş ellerini havaya
kaldırmış ''Yok Allahım suç sende değil, sana o arsanın yerini
söyleyen pezevenkte''demiş.
Uğursuzluk
Avcı Sultan Mehmet bir gün adamlarıyla beraber
akşama kadar bir keklik bile vuramaz. Bunun sebebini de,
sabahleyin gördüğü bir dervişin uğursuzluğuna bağlar.
Solaklara seslenir. Saraydan çıkarken, şu şu tipte,
sivri külahlı, sırtı kambur birinin önünden geçtiğini
söyler ve hemen bu adamı bulmaları emrini verir.
Tarife göre Bektaşi babalarından ayyaş Hamsa Babayı
yaka paça huzura getirirler.
Sultan: - "Bre uğursuz, nabekar! Bugün sabahleyin karşıma
çıktın. Bu yüzden akşama kadar bir ava rastlayamadım.
Bu ne uğursuzluktur. Vurun kellesini...
" Bektaşi bakar ki kelle elden gidiyor. Son bir dileğini
açıklamak için söz alır:
- "A devletlim siz beni gördünüz bir keklik vuramadınız.
Ama insaf ediniz, benim de bugün ilk gördüğüm sizdiniz ve
kellemi kaybediyorum. Söyleyin, uğursuzluk hangimizde!"
YÜZSÜZ
Kalabalık içinde iki yüzlünün biri,
Dini bütün göstermek ister kendini;
"Kavuşacağız on bir ayın sultanına,
Kutsal Ramazan geliyor bir gün sonra,
Artık oruç tutacağız..." derdemez
Bektaşi alır sözü."Beklemeyin boşuna,
Ben geçen yıl yedim onu, bir daha gelmez!"
|